
Hayatınızın en önemli cümlesini hiç düşündünüz mü? Mesela, benimki “ Neden olmasın?”. En sevmediğim kelime ise “İmkansız”. Çünkü, inanmıyorum imkansızlığa. Bir şeyin olmaması için nedenler olabilir. Fakat, hiç bir neden yokken imkansız olduğu için olumsuz sonuçlanamaz bir şey! İmkansız kelimesi, duygularını keşfedememiş insanların koruma kalkanıdır. İmkansız deyip çıkarlar işin içinden. “Peki neden?” sorusuna verecek cevapları da yoktur.
Her insan, bütün duyguları yaşamaya elverişli olarak dünyaya gelir. Hayat devam ettikçe, insanlar, duygulardan bazılarını tercih eder, ya da harici nedenlerle duyguların içine itilir. Bazıları ise, bu karmaşaya anlam veremez ve duygularının içinde kaybolurlar. Duygusuz insan yoktur. Duygularını ifade edemeyen, duygularına isim veremeyen insan vardır. Çok acıdır ki, kimse kimseye bu konuda yardımcı olamaz. Nasıl ki, gündüz gibi gece de varsa; duygularının içinde kaybolmuş insanlar da, bunun aksini başaranların farklı bir türüdür. İnsanın kendi iç yolculuğu giderebilir ancak bu karmaşayı.
Duygularını bilen, onları yaşamasını seven bir kişi, hiç kuşkusuz böyle insanlara yardım etme isteğine yenik düşecektir. İç güdüsel olarak gelişen bu isteğine karşı koyamadığında, bunu bir görev bilip, hevesle sarılacaktır. Sonrasında ise boşa kürek çektiğini fark edip başka bir duygusuna sarılacaktır. Mutsuzluk, hayal kırıklığı, çaresizlik gibi… Ne de olsa duygularını seven insan içindeki her duygunun hakkını veren insandır. Ancak şu gerçek hep gözden kaçar: Kimse kimseyi değiştiremez. Değişim ve gelişim insanın kendi içinde varolan bir serüvendir. Bu nedenle iki tür insan da her zaman var olmalıdır, olacaktır.

Duygularının anlamlı hakimiyetinde yaşayan insanlar, bunun aksini anlamakta zorluk çekerler. “ Bu kadar zor olan ne ?” sorusu ilk merak ettikleridir. Aslında, çok basit. Bu bir düzen. Herkes bir başkasının karanlığı ya da aydınlığı bu düzende. Bunun farkına varıp, ona göre yaşamak gerekir. Şunu bilmeliyiz ki, hiç bir şey bizden bağımsız gelişmiyor. Biz de , yaşadıklarımız da, yaşayacaklarımız da bir düzenin ispatı aslında.
Peki ne yapmalı? Duygularının güzelliği içinde mest olan , hem hüznü hem sevinci cesurca kucaklayan insanlar, -hayal kırıklığına uğramak istemiyorsanız- duygularını isimlendirememiş, anlamlarını birbirine karıştırmış insanlardan uzak durun! Çünkü, sizin yemyeşil, rengarenk bahçelerinizin bir köşesinde duran dipsiz bir kuyudur onlar. İçine dünyanın en güzel şeylerini de atsanız, kuyunun karanlığı acımasızca yutar. Siz verdiğiniz emeklerle, güzel bir bahçe yaratmış olabilirsiniz. Ancak,o dipsiz kuyu bahçenizin bir köşesinde hem karanlık hem asil bir yalnızlıkla kalmaya mahkumdur. En fenası da umutla aydınlanmaz o karanlık. Yalnızca içine bakanı, karanlığa çeker. Ona ne katmak isterseniz isteyin alır ve imha eder. Siz en iyisi, o kuyunun yakınlarına bir yere “ Dikkat! Tehlikelidir!” levhası koyun yol yakınken. Böylece, en güzel duygularınız bunu görür ve kuyunun asaletine kapılıp ona doğru gitmek istemez! Çünkü güzel duygular, her zaman tehlikelere atılmaya meyillidir …
Tercih sizin…Dipsiz bir karanlıkta kaybolmak mı ; yoksa karanlık gökyüzünde inatla parıldayan bir yıldız olmak mı istersiniz?
Biliyorum, her duygunun hakkını vermek lazım değil mi? Biz- duygularını seven insanlar- yine “Neden olmasın?” deriz. Yine, denemek isteriz. Sonra yine, “ hataymış” deriz. Bu döngüdür bizim sistemimiz. Biz böyle büyür, böyle yaşarız. İşte bu çalkantılar, bizim bahçemizin renkli çiçekleridir. “Dikkat! Tehlikelidir!” levhamız ne olur ne olmaz dursun. Ama bahçemizi süslemeye devam edelim. Renkli çiçeklerle bezenmiş güzel bir bahçe olmak; dipsiz, karanlık, soğuk bir kuyu olmaktan iyidir ne de olsa!
Başak HİLAL

