Her zaman daha fazlasını isteyerek yaşamak, aslında çok da kötü bir şey değildir. İstediklerimiz; mutluluk, sağlık ve şanssa eğer… Madde özelliği taşımayan şeylerin bolluğu hayatı zengin eder, ruhu ışıl ışıl yapar bence… Kaybettiğimizde geri dönüşü olmayacak boşlukları; ancak manevi kayıplarımız bırakır içimize… Onun dışında her şeyin yerine yenisi gelir, bir güzel de unutturur eskisini…
Bu yüzden, mutsuz anlarımın en güzel ilacıdır manevi duygularımın varlığı… En çok onları kaybetmekten korkarım. Sevebilme isteğim, hazine sandığımın en nadide parçası halinde parlatır günlerimi… Çabalamak isterim sevgim sayesinde… Heveslerim anlık değildir… Sevgime bağlı renkli bir uçan balon gibi havalarda süzülürler… Mutluluklarım balonların etrafında neşeyle ötüşen minik serçeler gibi uçuşurlar… Güneş, bütün heveslerimi ve mutluluklarımı güzel ışığıyla parlatırken, masmavi gökyüzü rengiyle huzur saçar dünyama…
Bütün bunlar içimin haliyken, gelsin hüzünler, mutsuzluklar, şanssızlıklar… En nihayetinde, gri bulutlar da yağdırmak için mavi bir gökyüzüne ihtiyaç duyar… Bir tane güneş, her gün hiç bıkmadan koca gökyüzünü geceden gündüze çeviriyorken, umutsuzluğa kapılmak için kör olmak lazım. Güneş, her sabah umut saçarak aydınlatıyor gökyüzünü… “Bakın, bir gece daha gündüz oldu işte!” diyerek göz kırpıyor günümüze… İçimiz umut renkleriyle dolu olduktan sonra her gecenin sabahını bulacağız hissini uyandırıyor insanda… Her zaman söylerim, bir şeyi “ya olmasaydı” diye düşündüğünüzde kıymetini daha iyi anlarsınız… Mutluluğa her zaman ihtiyacımız var… Onun kıymetini bilmek için de mutsuzluk mutlaka şart…
Büyük binaların yanındaykenki acizliğinize daha fazla eklenmiş halidir bir karıncanın hissettikleri… Buna rağmen, çabalamaktan asla vazgeçmez karınca. Yuva açar, yemek didikler, çalışır da çalışır… Günde onlarca arkadaşı devler tarafından ezilir gözleri önünde… Ama, o, yoluna devam eder… Arılar mesela… Olmasalar, dünyamızda çiçek olmaz… Minicik uçan arılar, karşılarına çıkan her dev tarafından canavar muamelesi görerek katledilir. Suçları; kahvaltı sofralarımıza bal yapmak ve bahçelerimizin renkli çiçeklerine hayat vermektir… İçinde bir sürü kötülük barındıran insanlar herkes tarafından saygı görürken, arılar minicik iğneleri yüzünden cezalandırılırlar. Peki, bu onları durdurmuş mudur? Hala soframıza koyabildiğimiz bal-kaymak ikilisine bakacak olursak, hayır… Aynen devam…
Sürekli bizim eziyetimize uğrayan minikler “aynen devam!” edebiliyorsa koca koca insanlar olarak biz mi bıkacağız?! İlle bizi de mi bir ezen, büzen, katleden olacak. E o da oluyor kısmen, zaman zaman… Her şeyin cevabı doğada var… “Ben bu işin içinden nasıl çıkacağım?” dediğimiz her şey, daha önce milyonlarca defa yaşanmış, denenmiş ve halledilmiş… Birazcık görerek, severek izleyince hayatın yürüdüğümüz yoldan başka kısımlarını bütün cevaplar önümüze seriliveriyor…
En son göreceğiniz şeyin ne olduğunu, bilmediğinizi fark ederek seyredin dünyayı… Bir daha göremeyeceğinizi düşünmek, mucize şeyler görmenize neden olacak…
Sevgiyle kalın…
Başak Hilal

